İnsan, toplum ve ülkemiz için üç temel dayanak; bilim, kültür, sanat…
Bu bilinçle yola çıktık.
Bizler, Ortaklar Öğretmen Okullular/Adabalenliler olarak, insanı merkeze alan bir hümanizma ile yetiştik. Ve hala insan demeye devam ediyoruz…
Birlikte, dayanışma ve imece içinde iş yapmak, üretmek, paylaşmak, aydınlatmak ve insan olmak; Köy Enstitülerinin bizlere verdiği bazı temel ilkelerdir,
Ortaklar Öğretmen Okullular-Adabelenliler Derneği Fethiye Temsilciliği olarak bu ilkeler doğrultusunda bir etkinlik içindeyiz; Fethiye Belgesel Günleri.
2017 yılı etkinlik temasını “kayıp şeyler” olarak belirlemiştik. Düşündük ki, bu zamanda, dünyada ve ülkemizde hep kaybeden, en çok kaybeden kadınlarımız. Yaşamın her alanında, olumlu adımlara, girişimlere karşın, kadınlarımız hala toplumsal yaşamda iki adım geride ya da – belki- iki adım geride olmaları isteniyor.
Bu yıl bu konuda küçük bir katkımız olabilir diye düşündük. Etkinliğimiz 2018 yılında “KADIN” temalı oldu.
İŞTE HİKAYEMİZ
30 Ocak 2016 tarihinde Fethiye Belediyesi Kültür Merkezin’de, “Kayadan Kopmadık” adlı (Yönetmenler; Sabri KUŞKONMAZ ve Sema Ali EROL) belgesel film gösterimi yapıldı. Gösterime çok sayıda izleyicinin katılmış olması, izleyen yıllarda Fethiye’de belgesel gösteriminin her yıl yapılması düşüncesini doğurdu.
Gösterimi izleyen günlerden başlayarak görüştüğümüz pek çok değerli insanımız da böyle bir etkinlik iççin olumlu görüş bildirdi. Böylece güç birliği ve dayanışma duyguları ile çalışmaya başladık.
İlk etkinliğin başarıyla sonuçlanmasında, izleyiciler başta olmak üzere, katkı veren tüm kişi ve kurumların mutlak payı olmuştur. Özellikle Ortaklar Öğretmen Lisesi-Adabelen Derneği, Fethiye Temsilciliğinin başlangıçta ihtiyaç duyulan ilk desteği vermesi ve giderek bu etkinliğin “motor gücü” olması, elimizdeki çırayı tutuşturması, daha düşünce aşamasında buradan güç alabilmemiz önemli olmuştur.
Bu yönüyle ilk etkinliğin Adabelen etkinliği olmasından dolayı, bu zincirin devamında da Adabelen’in varlığı sürekli temel alınmıştır. Özellikle okulumuzun geçmişte Ortaklar Köy Enstitüsü olması, bizlerin de Köy Enstitüsü kültürünün son demlerine yetişmiş olmamız, paylaşma, dayanışma ve kardeşçe üretme ilkelerini yaşam boyu ilke edinmemiz, bu etkinlik açısından da geçerli bir etken olmuştur.
Niçin Belgesel?
Ülkemizde belgesel film gösterimi, televizyon kanallarına RTÜK tarafından verilen yayın durdurma cezalarında bir yaptırım olarak uygulanmaktadır ne yazık ki! Bu uygulama, belgeselin bir ceza yaptırımı gibi algılanması sonucunu doğurmaktadır. Oysa belgesel, gerçeğin sinemada temsilidir.
Günümüzde çokça söz edilen “sanal dünya” konusu, düşünsel sistemimizi dahi olumsuz yönde etkileyecek bir olgudur. “Gerçek ve gerçeklik” konusunda medyanın geldiği aşama ve görüntülerin hayatımızı işgal etmesi karşısında, bu durumdan kaygı duyan ünlü Alman sinemacı Verner Herzog; “Hali hazırda gerçeklik algımız çok ciddi bir saldırı altında. Buna karşı Ortaçağ Şövalyeleri gibi savaşmalıyız.” diyor. (D. Saunders, çev. Ali Necat Kanıyaş, Kolektif Y.) Bu savaşın yollarından biri de belgesel ve belgesel sinemasıdır.
Gerçeği manipüle eden ve tüm dünyanın insanlarını hegemonik piyasaya bağımlı ve dar görüşlü, gösterilenle yetinen tüketici/müşterilere dönüştüren araçların başında televizyon gelir.”Özellikle kamusal yayıncılığın tarihe gömüldüğü, en çok izlenen programlar ile zeka düzeyi arasında ters orantının kurulduğu koşullarda, insanın hatta insanlığın bilincini yitirip, sadece bilgi ile yetinmesi tehlikesi baş göstermiştir.Kamusal yayıncılık ilkelerinin rafa kaldırılması karşısında, biçimsel/kurumsal anlamda bir yeniden kamusal yayıncılığı “ihdas” etmenin güçlüğü ortadadır. O halde, bunu dert edenlerin, içerik olarak kamusal yayıncılığa uygun programlarıyla, estetik, etik, politik, kültürel gerilemenin/sığlaşmanın bir nebze etkisi azaltılabilir. Tüm sorunlar bir belgeselle düzeltilemeyecek denli vahimdir. Ancak, yine de ‘yapmak! gerekir.” (Sabri KUŞKONMAZ, İtiraz Eden Beden, Yayımlanmamış Tez)
Belgesel genel anlamda gerçeği göstermeyi seçerken, olaylara, insanlara, doğaya çok farklı açılardan bakmayı ve görmeyi de öğretir. Bu farklı bakış kişisel ve toplumsal ilerleme ve gelişme için de bir yoldur. Çünkü gelişme, bilim, sanat ve kültürle mümkündür. Dünyanın karanlığı bilim ve sanatla aydınlanmıştır. Aydınlık için sözü olanların, eli, gücü, yetisi ve yeteneği neyse, o oranda bunu toplumsal düzlemde kullanmaları insani bir yükümlülüktür aynı zamanda.
Niçin Bilim, Sanat, Kültür?
Tartışılmaz bir gerçekliktir ki; bilim, kültür ve sanat cehaletin panzehiridir. Son (2017) PİSA verileri, eğitimde dünya ortalamasının gerisinde olduğumuzu göstermiştir. Gençlerimiz, okuduğunu anlama konusunda dünyanın pek çok ülkesindeki gençlerden “geride” kalmıştır. Bu ağır bir yüktür. Sadece bilim, sanat anlamında değil, ülkenin sanayide, ekonomide gelişmesi için, dünyayla yarışabilen bir üretim süreci için gerekli olan düzeyde olmadığımız ne yazık ki bu verilerle ortadadır. Okuduğunu anlamak için kültür ve sanatla yakın olmak gerekir. Cehaletin karanlığına karşı aydınlığa ulaşmak için bin kibrit çakılır ve ancak bir ateş elde edilebilir. Etkinliğimiz, o bin kibritten biri olmanın alçakgönüllü bir örneğidir.
Niçin Fethiye?
Başta da belirttiğimiz gibi, bir belgesel film gösterimine yüzlerce izleyicinin gelmesi, bu konuda istek ve duyarlılığın göstergesidir. Bu veri üzerinden harekete geçilmiştir. Bunun dışında, “Fethiye Belgesel Günleri” projesinin düşünce ve tasarım sahibi olarak, doğduğumuz topraklara elimizden geldiğince bir katkı sunmak, yediğimiz ekmeği, içtiğimiz suyu ve soluduğumuz havayı hak etmek adına bir borç ve görevdir.
Böyle bir tasarı için, sahip olduğu kültürel, coğrafi, demografik ve ekonomik özellikleri ile Fethiye, hiç abartısız sadece Türkiye için değil, dünya geneli açısından da son derece uygun koşullara sahiptir. Katılım, ilgi, konaklama, ulaşım şartları çok uygundur.
Bu aşamada (2017’de) “Belgesel Günleri” adıyla ve alçakgönüllü bir çalışma olarak başlaması düşünülen etkinlik, zaman için önce ulusal ve arkasından da uluslararası bir festivale dönüştürülebilecektir. Böyle bir süreçte, etkinliğe gelen konuklar/sinemacıların, eserleriyle yapacakları sanatsal katkı dışında da etkileri olabilecektir. Çünkü belgeselci gözüyle görülen yeler, görülmekte kalmaz, ayrıca başkalarına da gösterilir. Bölgenin güneş ışığı alma süresinin yüksek oranda olması bile tek başına bir sinemasal yaratımlar için önemli bir özelliktir. Yani, Fethiye ve diğer ilçelerimiz açısından, böylesi bir sanatsal etkinlik ve sinemacı geliş gidişi nedeniyle, orta vadede ekonomik katkı katlanarak artacaktır. Çünkü belgeselci gördüğünü, diğer insanlara oranla çok daha farklı görür ve çok daha fazla anlatır ve aktarır. Bu anlamda da “sanat karın doyurmaz” sözü bu tasarıda geçersiz olacak, yapılacak sanatsal faaliyetin etkileri, bu konuyla ilgili dar bir çevreyle sınırlı olmayacak, Fethiye ve yöre ekonomisine de nitelikli katma değer sağlayacaktır.
BİZ;
Biz; “ben”, “sen” ve “o”yuz.
Biz ne kadar şanslıymışız?
Aydınlanma ışığı Köy enstitülerinde okuyamamışız ama ilk ve/veya orta eğitim sürecimizde, köy enstitülerinde yetişmiş öğretmenlerin öğrencisi olmuşuz.
Köy enstitüsü ruhunu kaybetmemiş Ortaklar İlköğretmen okulunda orta öğretimimizi tamamlamışız.
Ortaklar Öğretmen Okulu’nda öğrenci olmamızı, onların saygınlığına borçluyuz.
Yaşamını sürdürenler ile yaşamda olmayanların kendileri veya anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Biz şanslıydık…
Kendileri okuyamadıklarından bizi okutmak için yemeyip yediren, giymeyip giydiren ana-babaların çocuklarıydık.
Şanslıydık.
Doğduğumuz Fethiye’nin köylerinde köy enstitüsünü bitirerek öğretmen olan veya öğretmen okullarında okuyan büyüklerimiz vardı. Tarlada çalışırken çizgili pijama giyebilen bu öğretmen veya öğrencilere gıpta ile bakarak öğretmen olmamızı çok isteyen ana ve babaların çocuklarıydık. Analarımızın, “Sizi de çizgili pijama ile görebilecek miyiz?” deyişlerini nasıl unuturuz?
Şanslıydık…
Köy enstitüsü kültürünü tamamen kaybetmemiş Ortaklar Öğretmen Okulu’nda öğrenci olduk. İsimlerini tek tek sayamayacağımız, önlerinde saygıyla eğildiğimiz öğretmenlerin öğrencisiydik.
Şanslıydık?
Eğitimin üretim için olduğunu öğrendik.
Sebze bahçesinde domates, biber, patlıcan yetiştirdik.
Pamuk tarlalarından pamuk, oluşturduğumuz veya oluşturulan meyve bahçelerinden meyveler topladık.
Zeytinliklerimiz, incir bahçelerimiz, ağaçlandırma alanlarımız bir parçamızdı.
Kümes hayvanlarımızın bulunduğu bölgenin nöbetçisi olduk.
İdare binamız önündeki yeşil alanımızda açan yediveren güllerini koruduk, geliştirdik.
İş bölümünü ve işbirliğini öğrendik.
Sınıflarımızı sırayla her akşam, yakın çevremizi her hafta sonu beraber temizledik.
Her 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda yüzlerce kişinin nasıl birlikte hareket edebildiğini, binlerce Aydınlı vatandaşımıza Aydın Şehir Stadyumu’nda gösterdik.
Katılımcı demokrasiyi öğrendik.
Geçmişteki ve bugünkü siyasi partilerin yaratamadığı, inanıyorum ki, yakın gelecekte de yıllarda da yaratamayacağı demokratik bir ortamda, tüm öğrencilerin oyuyla seçilen öğrenci örgütlerini yaşama geçirdik. Günler süren seçim çalışmalarına katıldık ve bu çalışmalarla ortaya çıkan öğrenci örgütlerinde görev aldık. Ülkenin toplumsal yaşamının ve siyasasının mikro ölçekte gerçek bir demokrasi örneği olan öğrenci örgütü deneyimimizi “Bakanlar Kurulu” oluşturmada siyasi partilerin örnek almasını dileriz.
Sinemanın büyük ismi Yılmaz Güney’in gösterime giren “Sürü” filmini, bazı yöneticilerimizin kesin karşı çıkışlarına rağmen, öğrenci örgütü olarak okulumuzda arkadaşlarımıza izlettirmeyi başardık.
Görev ve sorumluluk almayı öğrendik.
Hepimiz haftalık okul başkanı görevi alamamış olabiliriz. Ancak hepimiz yatakhane, yemekhane, sebze bahçesi, kümes veya başka bir mekânda haftalık nöbetçi olduk. Nöbetçi öğrenci olmanın sorumluluklarını yerine getirdik, getirmeye çalıştık.
Rekabetin ne olduğunu öğrendik. Ama hiçbir zaman birbirimizin rakibi olmadık.
Hep bir bayram havasında, kişisel hırsla değil, eğlenerek kardeşçe yarıştık. “İyi”nin “daha iyi”sini yakalamaya çalıştık.
Beden eğitimi derslerinde yarıştık… 100 metre, 1.000 metre ya da diğer mesafeleri daha önde bitirebilmek, yüksek atlamada daha yüksekten atlayabilmek, gülleyi daha uzağa atabilmek için yarıştık. Hedefimiz ve amacımız kardeşimizi değil, kendimizi geçmek üzerineydi…
Sınıflararası futbol, basketbol, voleybol maçları yaptık.
Okul şampiyonu olabilmek için, deyim yerindeyse, dişe diş mücadele ettik.
Her sınıfın oluşturduğu orkestra, okulun en iyi orkestrası olmak için yarıştı.
Her 10 Kasım’da en iyi “Atatürk Köşesi” hazırlayan sınıf olmak için neler yapmadık.
Bazılarımız geçer not 5′i yeterli gördüğü izlenimi verse dahi, daha yüksek not alabilmek için nasıl çalıştık.
Çoğu zaman etüt saatlerimiz yetmedi. Bu rekabet ortamında birbirimizi hiç kırmadık.
Bugün örnek alınmasını dileriz.
Yaparak, yaşayarak öğrendik.
Fizik veya kimya derslerimizi deney yapmadan geçirmedik.
Yemekhanemizde yemek yaptık.
Gömleğimizin düğmesini diktik.
Elbiselerimizi ütüledik.
Ayakkabılarımızı boyadık.
Yaşlı ağaçlarımızı aşılayarak onların nasıl da yenilenmelerini sağladık.
İş bilgisi derslerimizde neler üretmedik ki?
Tarih veya coğrafyaya ait bir haritayı tahtaya asmadan derse hiç başlamadık.
….
Yakın çevremize örnek olmaya çalıştık.
Tiyatro izlememiş bizler, birer tiyatro oyuncusu olarak sahneye çıktık.
Aylarca süren hazırlıklardan sonra düzenlediğimiz sınıf gecelerinde, saz çalıp halk türkülerimizi söyledik.
Şiirler okuyup halk oyunları oynadık.
Öğretmen okullarının kuruluş yıl dönümlerinde sahneye koyduğumuz oyunların Devlet Tiyatroları’nda sahnelenen oyunlardan eksiği yok, fazlası vardı.
Tüm bu etkinlikleri okulumuzun dört duvarı arasına sıkıştırmadık.
Ortaklar halkından hiçbir şey saklamadık.
Çevre köylerde bile eğlence geceleri düzenledik.
…
Okuma sevgisini kazandık.
Bugün savaştan çıkmış görünümündeki kütüphanemizde dünya klasikleriyle tanıştık.
Kütüphanede oturup kitap okumak için masa boşalmasını çok bekledik.
Bize okumayı Edebiyat ve Türkçe öğretmenlerimizin verdikleri ödevler sevdirdi.
Zamanı nasıl ve verimli kullanacağımızı öğrendik.
Ezberleyen robotlar gibi değildik. Üretim için adeta kurulmuş saattik. Hangi işimizi neden, nasıl ve ne zaman yapacağımızı öğrendik.
Kısacası bizler, sorgulayan, yorumlayan, eleştiren, değerlendiren ve düşündüren bir eğitim sürecinde olgunlaştık.
Biz böyle yetiştik. Kimdir böyle yetişen ve/veya yetiştiren;
Ayşe’dir, Ali’dir, Fatma’dır, Mehmet’tir, Emine’dir, Ahmet’tir. Diğer bir ifadeyle biz, hepimiziz.
Biz tüm yokluğa, yoksulluğa karşı emperyalistleri ülkesinden kovduktan sonra ülkesini çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmak için adeta yemin etmişlerin yaşadığı bir köyde doğduk.
Oyuncakla hiç tanışmadık.
Çocukluğumuzu yaşamadan, üretmek zorunda kaldık.
Bostan bekçisi, hayvan bakıcı, ana ve babalarımızın harmanda yardımcısı, tarım işçisi, bir tanıdığının yanında çırak olduk.
İlkokula başladık. Okumayı seviyor, elimize geçen her şeyi okuyorduk. İlkokulu tüm zorluklara rağmen tamamladık.
Tek hayalimiz vardı: Öğretmenimiz gibi olmak.
Hayallerimizin ilk adımı tesadüflerle dolu olsa da, gerçekleşti. Devlet parasız yatılı okul sınavını kazanarak kendimizi hayal ettiğimiz Ortaklar’da bulduk
Biz, şu veya bu görevde ülkemize olan borcumuzu daha fazla üreterek, üretmeye çalışarak ödemeye çalıştık, çalışıyoruz.
Çözümün, üretmeden tüketen bir toplumla değil, bir üretim ordusunun yaratılmasına bağlı olduğunu düşünüyoruz.
Kısacası biz; doğduğumuz topraklara elimizden geldiğince bir katkı sunmayı, yediğimiz ekmeği, içtiğimizi suyu ve soluduğumuz havayı hak etmeyi bir borç ve görev biliyoruz.
Birlikte olurlarsa çok şeyler başarabileceğimizi, daha fazlasını da yapabileceğimizi, hayal denilen şeyi gerçekleştirebileceğimizi, hayatı ve ülkemizi yeniden örgütleyebileceğimizi ve geleceği bambaşka biçimde yeniden kurabileceğimize inanıyoruz.
İmece usulü ile düzenlediğimiz bu etkinlik, Fethiye’nin kültür hayatına yeni bir renk getirecektir.
Biz iddialıyız.
Etkinliğimizi önce ulusal, sonra da uluslararası bir festivale dönüştüreceğiz. Bu amacımıza ulaşmak için Fethiye’de yaşayan her bireyin sorumluluğunun bulunduğuna inanıyor ve bu sorumluluğu hepimizin fazlasıyla yerine getireceğini düşünüyoruz.
Antalya’nın “Altın Portakalı” başka illerin ve ülkelerin de nice buna benzer etkinlikleri var ise inanıyoruz ki Fethiye’nin de “Belgesel Günleri” olacaktır.
